Gençlerin her zamankinden daha fazla derdi olduğu zaman dilimi içindeyiz. Eminim ki Cumhuriyet döneminin en sıkıntılı ve en dertli günlerini bugünlerde yaşamakta. Ne zaman bir gençlik toplantısı yapsak ve ne zaman bir gençle sohbet etsek o an içinde bulunduğu dertleri anlatırken çözümsüz kaldığını ve kendilerine destek hiçbir birimin olmadığını üstüne basa basa söylemekte.
Bildiğiniz gibi 20 yılı aşkın gençlik çalışmalarını dünyanın her tarafında yürütmekteyim. Bu süre zarfında gençliğin bakış açısını ve gençliğin nabzını doğru tutmaktayım. En güncel ve en karmaşık sanılan birçok sorunun pratik çözümlerle çözüleceğini görmekteyim. Ancak bu sorunları çözebilmek için gençliğin yanında olup gençliği dinleyerek başlanması gerekirken bugünün birçok yöneticisi “biz gençken geçmişte” diyerek sözlerine başladı için dünkü Doğan kaybetmekte ve gençliğim sorun çözücü makamı olmaktan uzaklaştırılmakta…
Bugünün gençleri pratik ve anında adım atılan sorun çözücü kişileri karşılarında görmek istemekte. Yani uzun uzun anlatımlara gerek yok ve geçmişten çok bahsetmek yerine sorunun nasıl çözüleceği ne yönelik adımlar atılmasını istemekte.
Peki bugünün yöneticileri gençlerin sorunlarını çözebilme kabiliyetleri var mı? derseniz. Ben de biliyorum ki çok az kişinin gençlik ile hareket edebileceğini ve gençliğin sorununu çözebileceğini biliyorum.
Bu günlerde bazı siyasi partiler ne işler ile nasıl çalışmak gerektiği ile ilgili bana danışmakta. Kendi siyasi partileri ideolojileri doğrultusunda gençleri daha ortak alanlara nasıl çekeceklerini ve gençlik için neler yapabileceklerini anlatmaktayım. Bu bile siyasi partilerin strateji takımlarının gençliğe önem vermek gerektiğini fark ettiklerini göstermekte. Sevindirici.
Eminim ki havada kalan cümleler yerine de gençliğin; eğitime yönelik, spora yönelik, istihdamına yönelik, yurtdışı seyahatlerine yönelik, sosyal girişimciliklerine yönelik, dijital hayat ilgilerine yönelik, aşk hayatlarına yönelik, hayatlarına yönelik ve toplumsal uzlaşma yönelik gibi sorunlarına pratik çözümler ile adım atarak başlanıldığında o gencin potansiyelini artırdıkları gibi zengin insan hayata şarkısını güçlendireceklerdir.
Bugünün gençleri kendilerini dinleyen ve kendileriyle yol yürüyen insanlar ile hareket etmekte olduğunu unutulmamalı.
Çünkü içinde bulunduğumuz zaman diliminde bir kısım gencin inanılmaz servetler, inanılmaz mutluluklar içinde gören diğer büyük kısım gençlik bu olağandışı durumu sorgulamakta. Sorgulamakta olmaları doğrudur. Çünkü o az kesimi oluşturan gençliğin arkasında büyük güçler bulunmakta. Bu durumu sindiremeyen büyük bir kısım bulunmakta.
Yani torpilin, liyakatsızlığın ve anlamsız ekonomik katkıların olduğu bilinmekte.
Gençliği toplumsal uzlaşma noktasına geçirmek hem deyince hem de ülkemize katkısı büyük olacaktır.
Bugün gençliği anlayanlara ve gençliğin yanında olanlara çok şükür. Eğer hala gençlik yapabildiğini hissediyorsa bunu o yöneticilere borçludur. İnanıyorum ki gençlik için daha çok çalışmalar gerçekleşecek ve yine inanıyorum ki güneşin potansiyeli doğru kullanıldığında daha güçlü ülke olacağız…
Kategori: Uncategorized
Doların dünkü çıkışı yine devam etti ve 9,20 Türk Lirasına ulaştı. Yani Türk Lirası tüm yabancı ülkelerin para birimine göre zarar etti. İşin en kötüsü ise dünyanın en fazla değer kaybeden parası Türk Lirası olması…
Ekonomiyi; hukuktan, demokrasiden, eğitimden, sanattan, yargılamadan yani devletin bütünlüğünü oluşturan tüm değerlerden ayrı veya farklı yere koyanlar bugün yanıldıklarını gördü. Ekonomi, tüm sisteminin doğru çalışmasının neticesi olduğu bugün daha iyi anlaşıldı. Yani ülkenin denge ve denetim sistemleri çalışıyorsa ekonomisi de kesinlikle iyidir.
Ne yazık ki döviz her gün yeni yeni rekorlar kırmakta. Dövizin, Türk Lirası karşındaki bu rekorlar toplumun çok büyük kısmına zarar vermemekte ancak tahmin ediyorum ki Türk Lirasının değer kaybetmesinden memnun olan bir kısım bulunmakta…
Hatırlar mısınız bundan 3- 4 yıl önce dolar yakan bazı vatandaşlarımız vardı. Yine bu vatandaşlarımızın yanında Dövizle mi ticaret yapılıyor, maaş alınılıyor denilen düşüceler, yorumlar vardı. Bugün ne yazık ki kimse ne dolar yakabilecek durumda nede dövizin Türk Lirasıyla ilişkisi ne diyen biri çıkabilir. Anlaşıldı ki dövizin, doların yükselmesi bugün Türkiye’ye doğrudan zarar vermekte.
Vatandaşın nerede nasıl kriz yaşadığını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Yalnız bilinmeli ki, 1buçuk milyon kişinin elektriği, 700 bin kişinin doğalgazı kesilen bir ülkedeyiz. Son bir yılda temel ihtiyaç olan doğalgaza ve elektriğe 31 kez zam yapıldı. Bu bize gösteriyor ki istikrarsız, düzensiz ve sadece toplumun en alt kesimini ezen bu sistem karşısında ayakta durmak çok zor.
Zaman şahsi kişilerin ya da bir gurubun çıkarlarını koruma zamanını çoktan geçmiştir. Zaman tamamen vatandaşın en alt kesimini sosyal, kültürel ve ekonomik refahını artırmak gereken zamandır. İyileştirme yapılması gereken bu zamanı tüketmemek için önce iktidarın kendisi daha sonrada muhalefetin tamamı sorumludur.
Birçok veriyi izlemekteyim. İzlediğim verilerde çarpıcı bir gerçek var o da çalışan yani para kazanan birçok vatandaş yoksulluk rakamlarının çok altında yaşamlarını sürdürmekte. Yine birçok kaynaktan da göreceğiniz gibi insan emeğinin en ucuz ülkelerden birisi olmaya hızla devam edilmekte. Çin de 400 dolar olan asgari ücret rakamı Türkiye’de 314 dolar olduğu ortada. Bu rakamların bize fark ettirmesi gereken bir şey var o da topyekûn güvenilen yapıları tekrar inşa etmek olmalı.
Artık hem içeride, hem dışarıda kavga edilecek noktada olmadığımız anlaşılmalı. Hatalardan ders alıp iyileştirme yapabilmek için bilime, akla ve uzlaşma yönelmek gerekmekte. Gücün nerede olduğu sorulursa itibarın tam kendisinde olduğu anlaşılmalı. İtibarlı kurumları tekrar kurgulamak için atılacak adımlar belidir. Bu adımlar ise;
Hukuku tamamen bağımsız ve güçlendirmekle,
Hakkı ve doğruları hem içeride hem dışarıda savunarak,
İletişim dilini ve diplomasi gücünü doğru stratejiler üstüne kurgulayarak,
Siyasi dili temiz hale getirip, siyaseti verimli işler için araç ederek,
Ekonomiyi doğru ellerle yöneterek,
Vatandaşa adil ve eşit davranarak,
Bu adımları yapılırsa güçlü bir ülke olmak kesinlikle kaçınılmaz olduğu görülecek. Biliyorum ve asla yanılmadığım bir durum var biz bu kötü durumları iyileştireceğiz. Biliyorum ki itibarlı ülke olmak için omuz omuza dayanışma ile mümkün olacaktır. O nedenle daha fazla hukuka, adalete, demokrasiye ve dayanışmaya sahip çıkılmalı. Aklın yolu bir… İyileşme için beraberlik şart.
https://www.gazetebursa.com.tr/iyilesmek-icin-makale,5450.html
Toplumsal kutuplaşmanın önüne geçmek için birçok sivil toplum kuruluşu işbirliği yapmak adına çeşitli toplantılar gerçekleştirmekte. Sivil toplum kuruluşları yarının ne getireceği konusunda öngörüleri olduğu için bu toplantıların bugün her şeyden daha önemli olduğunu düşünmekten.
Hangi sivil toplum kuruluşu, hangi toplantıda diye uzun uzun anlatmayacağım ancak çevrenizde veya ismimi duyduğunuz hemen hemen tüm kuruluşlar kutuplaşmış topluluk ve kişilerin normalleşme sürecine girmesi için mücadeleye başladı. Bu toplantıların ulusal yerel ve online yapılan birçoğuna katılmaktayım.
Katıldığım her toplantıda, toplantı katılımcılarının verdiği örnekleri dinlediğimde fark ediyorum ki, yıpranmışlık ve zedelenmişlik üst noktalara kadar ulaşmış.
Bugün kutuplaşmanın nedeni olarak birçok şey sayılır ancak bunların en başında ise futursuzca sözcükler söyleyen siyasilerden kaynaklı olduğunu ortaya koymak gerekir. Bazı siyasilerimiz ne yazık ki laflarının nereden nereye gittiğini bilmeden sarf edip kutuplaşmaya katkıda bulunmakta. Tabii bazı siyasiler de bu kutuplaşmaya göz yummakta. Dolayısıyla üretilen kutuplaşma vatandaşa doğrudan etki etmekte ve zarar vermekte.
İşte siyasilerin bir kısmının toplumu kutuplaştırma çabasına karşılık sivil toplum kuruluşları aktif roller üstlenerek, iddaalı adımlar atmakta. Biliyorum ki bu adımlara, önce sessiz kalan siyasiler destek verecek daha sonra da kutuplaşmaya neden olan siyasiler destek verecek.
Kutuplaşmış topluluklar kısa vadeli karlar, faydalar getiriyor gibi gözükse de uzun vadede kutuplaştırmaya katkıda bulunmuş kişiler dahil herkese büyük sıkıntılar ve dertler getirecektir.
Yakın bir zamanda siyasi kutuplaşmanın zararlı dinle bugünün siyasetçileri fark edecek. Bugünün siyasetçileri kutuplaştırma dilini kullandıkça hem potansiyel müşterilerini hem de oylarını kaybetmekle karşı karşıya kalacak. O nedenle hakkı, eşitliği ve adaleti savunan kim siyasiler kazanacağı gibi toplumu oluşturan vatandaşlar da kazanacaktır.
Sivil toplum kuruluşlarının attığı bu adımlara her zamankinden daha fazla katkıda bulunmak önemli ve zaruridir. Toplumu oluşturan vatandaşlar ellerinden geldiğince kutuplaştırma oyununun içine düşmemeli. Kutuplaştırma dilini kullanan ve savunan her kişiye mesafeli davranıp yaptığı kutuplaştırma dilinden bir an önce kurtulması gerektiğini tavsiye edilmelidir. Ne yazık ki içinde bulunulan şartlar ve durumlar daha fazla yıkıcılığa ulaşmadan toplumsal uzlaşma adımları atılmalı. O nedenle önce bireyler olarak biz daha sonra da çevremizdeki bireyleri uzlaşmanın pembeli olan dinlemeyi öğretmek gerekmekte.
Bugüne kadar yaşanmış hem kötü olayım kaynağının kutuplaştırma ile başladığını hatırlatmamız gerekmekte. Bu dili kullanarak servetlerine servet, güçlerine güç katan kendini kurnaz kanal birçok keçinin olduğunu akıllardan çıkarmamak gerekir. İşte asıl mesele güç devşirmek için kutuplaştırma ya neden olan kişilerin karşısında dik durabilmektir. Bunuda sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirmek mümkün olacak.
Adımları atmak için başkasına değil kendimize dönerek, yaşadıklarımıza ve yaşattıklarımıza bakarak kendimizi iyileştirmek kutuplaştırmaya vurulmuş en büyük darbe olacaktır.
Yaşadığımız coğrafyanın mayası gereği kutuplaşmanın vereceği zararlara karşı uzlaşmayı ilkesel değer ilan edemeyecek çok az insan olduğuna şahit olduğum gibi nice uzlaşmacı neferlerin var olduğunu bilmek gücümüze güç katmakta.
O zaman mücadeleye desteklerin artması için görev sizde. ..
https://www.gazetebursa.com.tr/kutuplastirana-karsi-mucadele-makale,5453.html