Proje Koordinatörü - Köşe Yazarı

Kategori: Genel

Niçinlerin ülkesi iyileşme bekliyor

Vatandaş bugünlerde; kahvede, pazarda, sokakta, iş yerinde yani birlikte olabildikleri her yerde konuştuğu birçok konu bulunmaktadır. Neler mi sıralayayım size…

Niçin bu kadar çok seçim yapılıyor,

Niçin ekonomik krizin içindeyiz,

Uluslararası alandan niçin bu kadar çok inişli çıkışlı zamanlar yaşıyoruz,

Kadına, çocuğa ve doğaya zarar verenlerin sayısı niçin arttı,

Tarımsal üretimi noktasında niçin başarısız,

İsraf ve tasarruf kavramı bizi neden ve niçin ilgilendiriyor,

Eğitim ve öğretim alanında niçin başarısız,

İşletmeler kurulurken niçin usulsüz yollara gerek duyuluyor,

Bir işletme üretim yaparkenniçin zarar-iflas edebiliyor,

Gençler Türkiye’den niçin gitmek istiyor,

Döviz karşısında Türk Lirası niçin değer kaybediyor,

Vergilendirmenin karşılığını vatandaş niçin alamıyor,

İstihdam alanlarının azlığı ya da işsizliğin çözümü niçin bulunamıyor,

Özellikle siyasi liderler başta olmak üzere toplumun önündeki kişilerin birbirlerine ilişkin dillerin niçin bu kadar çok sert…

Niçinler o kadar çok ki bazılarını sizlere yazdım ve vatandaş kendi arasında konuşmaya ve tartışmaya başladığını açıkça belirtmekteyim.

Bu niçinler aslında toplumumuzun iyileşmesine ve gelişmesine yön verecek önemli sorular için sorulmaktadır. Bu niçinler birliğin tenkit etmek için değil Türk Milleti olarak kendini iyileştirmenin yolunu bulmak için sorulmuş niçinlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her birey böyle soruları gelecek kaygıları olduğunu düşündükleri için sormaya başladıklarını düşünmekteyim. Geleceğe çocuklarını hazırlamak konusunda soru işaretleri oldukları için sormaya başladıklarını görmekteyim.

Toplum önünde liderlik yapan herkesin bu sorular üzerine yoğunlaşıp kendi alanlarında dönüp iyileştirmeler yapması gerektiği muhakkak şarttır. Bu iyileştirmeler başta siyasi liderlerimizin öncülüğünde yapılmalıdır. Böylelikle siyasi alanda yapılan her iyileşme toplumun her kesiminde daha anlaşılır ve daha uzlaşma odaklı olarak sürdürülebilirliği güçlendirilmiş adımlar olacaktır.

Bugün başta siyasi partilerimizin liderleri olmak üzere toplumun her kesiminde bulunan liderlere; bulunduğunuz konumların hakkını vererek hareket etmeye ve bulunduğunuz konumlar dahilindeki yetkiyle toplumun daha refahlı yaşaması için iyileşmeler yapması gerektiği tüm vatandaşlarca dillendirilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bugün bu iyileştirmelere yani bunun için neleri gidermeye çok fazla ihtiyacı bulunmaktadır. Hiçbir önyargıya kapılmadan hukukun ve adaletin üstünlüğünü kabul ederek toplumsal bütünleşmeye ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu bütünleşme sonucu iyileştirmeler yaparak niçinleri ortadan kaldıracağımız kesindir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak birçok görevimiz bulunmaktadır. Bu iyileştirmelerin tamamı için ilk önce vatandaşlık görevimizi yapmalı daha sonrada bulunduğumuz görevlerdeki yetkiler dâhilinde iyileştirmelere odaklı olarak adımlar atmalıyız. Yani kimseden fazlası istenmemektedir. Tüm bireylerden görevlerini en iyi şekilde yerini getirmelerinden başka bir şey istenmemektedir. İşte o zaman refah seviyesi geliştiği gibi dünya genelinde saygınlığı artmış bir ülke olacağız. Ben buna tüm kalbimle inanmaktayım.

Yapabiliriz…

Kemal UYSAL – Gazete Bursa 27 Haziran 2019 Köşe Yazım

Erteleme yaşamı

Bir işin başında, ortasında yaşam her an sona erebilir…
Birçok plan yapmışken sonrası olmayabilir…
Fedakârlıklar, boşa zamanlar ayırmak güzel ama…
Unutmayalım ki “herkes kendi hayatını yaşar”
İnsan yaşadıkça yaşlandığını düşünür,
Aslında insanlar yaşamadıkça yaşlanır bunu hep unuturlar…

Aslında insan her zaman, ilerlemek, yenilenmek, yeni şeyler öğrenmek ister. Fakat bazen içinde bulunduğumuz durum bizi çok rahatsız etse de değiştirmek adına nedense adım atamayız. Hem şikayet eder ve yakınır hem de o ilk adımı atmaktan kaçınırız. Peki, neden bu çatışma?

İlk adımı atmak ve bir şeyleri değiştirmek için kişinin önce cesareti olmalı deriz. Cesaret için ise özgüvenin eyleme geçecek düzeyde olması gerekir.

Neden ilk adımı atamayız? İlk adımı atamamanın psikoanalitik açıdan temelleri olumsuz yargılar, çocukluğunda aldığı negatif telkinler, geçmişindeki olumsuz yaşantılar, öğrenilmiş çaresizlikler, kaygılar ve korkulardır. Çocukluğundan itibaren özgüveni tırpanlanmış bir bireyin girişimcilik yönünün yetersiz olması kaçınılmazdır. Fakat bu yazıyı okurken şunu özellikle belirteyim ki, hatanın yüzde 90 geçmişimiz, aile telkinlerimiz ve olumsuz yaşantılarımız olsa bile, geçmişe sığınmayı asla kabul etmemeliyiz.

Eğer şuan ki durumumuzdan memnun değil, bir şeyleri değiştirmek istiyor isek, öncelikle bizi en çok korkutan ve engelleyen sonrası hakkındaki belirsizliği çözmemizdir. Kişi, sonraki aşamayı planladığı andan itibaren, belirsizlik yerini daha net bir yola bırakır. Böylece belirsizliğin yarattığı kaygılar azalır ve biraz daha kendimize olan güvenimiz artar.

Evlenmek, boşanmak, ilişki yaşamak veya ayrılmak, arkadaşlık, ruhsal durum değişikliği, yeni yaşam tarzı oluşturmak gibi sayısızca değişikliği yapmamız için her an bir fırsattır. Ama Türk insanın en büyük kaybı ise erteleme özelliğidir. Bir şeyleri değiştirmek adına hep erteleme yapıyoruz. Ertelemek için ise her zaman kendimizi ve çevremizi inandırdığımız mantıklı! Nedenlerimiz vardır. Aslında ertelemek zamanla alışkanlık olup, kişiliğin bir parçası haline gelir. Bu nedenle hayatımız hep hedef ve planlarla dolu ama sonuçsuzdur. Şu an bu yazıyı okuduğunuz anda bile düşünün.

Hayatta neleri erteliyorum, bunlar benim için ne kadar önemli, ortaya koyduğum nedenler gerçekten aşılamayacak kadar büyük mü?

Ertelemek sadece hedefleri ve eylemleri ertelemek değil, yaşamı ve yaşamayı ertelemektir. Oysa dönüp baktığımızda ne kadar olumsuzluk yaşadık, nelere boş yere tahammül ettik, neler için sabır ediyor sanıp taviz verdik.. Sanırım bunları okuduktan sonra da düşünüp eyleme geçemez isek yine bir erteleme kaçınılmaz olacaktır. Batılı ülkelerde insanlar, çok defa denemelerde bulunup, her aldığı olumsuz sonuçtan yeni bir yöntem geliştirmiş, aldığı olumlu sonuçlar ile de daha büyük adımlar atmışlardır. Çünkü o insanlar ki, hayatı birilerinin öngördüğü gibi değil kendi istedikleri gibi yaşamayı hedeflemişlerdir. En büyük işadamları, düşünüler bile defalarca denemeler yapmış, istedikleri sonuçları alamasalar da her defasında yeni bir plan ile yola devam edip bugün insanlığa örnek olmuşlardır.

Yaşamımın büyük bir kısmında hiç bir şeyi ertelemediğimi açıkça söyleyebilirim. Yakın bir zamanda Bir Özgeçmiş oluşturdum. Orada gördüm ki hatırlayamadığım o kadar çok yaşantı var ki anlatamam. Neler yaptığımı yazdım tek tek nerelere gittiğimi ve neleri ertelemediğimi düşündüm. 36 yaşındayım ve 74 ülke gezmişim. 74 ülkenin 40’ın da projeler yürütmüşüm ve dünya görüşümü geliştirmişim. 1997 den bu yana dünyanın birçok yerinde birçok dost edinmişim. Dünyanın birçok yerinde İşadamı, vekil, bakan arkadaşlarım olmuş. Onlarla her an bir şeyleri paylaşabiliyor olmuşum.

Fark ettim ki 1997 yılından bu yana inanılmaz derecede sosyal kazanım elde etmişim. Yani yapmadığım yada ertelediğim hiçbir şey kalmamış gibi gözükmektedir. Bugünün öncesi yaşamımı gerçekten iyi yaşamışım. Bugün ise çalışıyorum ve her şey yine aynı şekilde devam ettirmeye çalışmaktayım. Yani mümkün oldukça hiçbir şeyi ertelememekteyim.

Şimdi siz şöyle bir düşünün, önce kendiniz için sonra çevrenizdeki insanlar için düşünün. Hırsları için, kaygıları için günü kimler nasıl kaçırmakta!

Örnek verirsek siyaset yapayım, derken kimler en verimli zamanları siyasi partilerin çalışmalarında yoğun bir şekilde harcamakta,

Başka bir örnek ise para kazanayım derken, ömrünü alicengiz oyunları ile geçiren ve üstüne farklı stratejiler oluşturmaya çalışırken kimler nasıl ömürlerini tüketiyor,

Son örnek ise hırsları yüzünden hayatını unutan insanları düşünün!…

Değil mi insanlar hayatlarından çalmışlar ve kendilerini yok etmişler.

Siz artık oturup düşünün. Ben hep düşünürüm. Hayatımı iyi yaşayabilmek için neye ihtiyacım var. Ne kadarı bana yeter. Bu çerçevede yaşantınıza yön verin. Ne kefenin cebi var nede hırsların kazancı çok büyük.

İnsani değerlerimiz tükeniyor

Yaşadıklarımıza inanamadığımız birçok olay bugünlerde oluyor ve tepkisizleşmeye başlamaktayız. Bu karşılaşmalar ise insan ahlakına, insan onuruna ve insanın değerine zarar veren inanılmaz can yakıcı olaylardır.

Nelerden mi bahsediyorum say say bitmez ama bazılarını size yazacağım çünkü yakında birileri çıkacak ayıp, günah ve haram diyerek bazı şeyleri söyleyip bazı şeyleri görmezden geleceğini göreceğiz.

Şimdi size alıştığımız ve günah, haram ve insan onuruna dokunmadığı olayları yazarken, neler düşünüldüğünü şeyleri yazacağım. İşte liste;

Yalan söylemek doğrudur.

Kadınlara güç kullanmak erkekliğin şanındandır.

Çocukların masumiyetine el uzatmak güzeldir.

İftira atmak yaşam tarzı olmalıdır.

Hayvanların canını yakıyorsak muhakkak haklıyızdır.

Doğaya zarar vermek normaldir.

Torpil yapmak gerçeğimizdir.

Rüşvet alıp vermek en doğal şeydir.

İhale alabilmek için bin bir hile yapmak iş ahlakıdır.

Belden aşağı vurup kibirlenmek olmazsa olmazımız olmalıdır.

Çalmak insanın şanından gelir.

Söz verip yerine getirmemek ahlakların en iyisidir.

Yoksulu, fakiri göz göre göre zor durumda bırakmak huzurumuzu artırır.

Üretmek yerine kolaycılığa kaçmak, en büyük becerimiz olmalıdır.

Bir yerlere yönetici olup sonra niçin yönetici olduğunu unutmak bizi daha fazla güçlendirir.

İnsanların hayalleriyle oynamak mükemmeldir.

Adaleti ekonomik güçle bastırmak bizim gücümüzdür.

Eğitimde inovasyon yerine gerici davranabilmek mutluluk kaynağımızdır.

Kültürü, sanatı ve edebiyatı ayaklar altına alabildiğimiz sürece çağdaşlığımızı kanıtlarız

Yazabileceğim o kadar çok olay var ki ama daha fazla ortalığı kirletmeyeyim. Yazdığım olaylar günlük hayatımızda o kadar çok normalleşti ki anlatamam. Hiç biri artık ayıp, günah yada insanlığa zarar veren şeyler arasında değildir.

Bize ne oldu bu hallere düştük anlamış değilim. İnsanlar, insanlara zarar gelmesin diye yaşarken bugün niye bu kadar kötü olduk? İnsanlar birbirine doğrudan veya dolaylı zarar verirken niçin huzurlu olabiliyorlar anlamış değilim.

Artık durulmalı ve neleri kaybettiğimizi görmeliyiz. 2019 yılında size sevaptan, günahtan bahseden olursa yukarıdaki durumlar karşısında nasıl bir tepki gösterdiğini sormalıyız. Artık insanların her kesimi aynı masaya oturup kendilerine veya birbirlerine niçin zarar verdiğini konuşmalıdır.

Gelecek nesillere kötü günler ve kötü alışkanlıklar bırakmak üzere olduğumuzu görüp iyileşmelere ve uzlaşma yollarını artık geliştirmeliyiz.

Ülkemizin güçlü yapısından her geçen gün bahsediyorum. Bu güçlülük farklılıklarımızı insani değerler ışığında kullanmakla olacağını bilmeliyiz. Dedim ya yarın yılbaşı günahtır, deyip başka şeylere bakmayanları göreceğiz.

Bize kötüyü-iyiyi öğretmeye çalışanlara usulsüzlüklere karşı neler yaptığını sormalıyız. Evet muhakkak doğru söyledikleri şeyler var ama toplumun karşısına çıkıp doğruluktan bahsetme yeterliğini kendilerinde görenlere kişilere kayırmacılık yapmamalarını söylemeliyiz. Çünkü bu kişiler çoğunlukla adam kayırarak hareket ettiğini görmekteyiz. Bu olmaz.

Biz ne yaparsak yapalım insan onurunu yüceltecek işlere imza atma vaktindeyiz.

Daha da geç kalmayalım…

Zamanın içindeki SEN

Yılların ve günlerin çok hızlı geçtiği zaman dilimindeyiz. İnsanoğlu ne yazık ki zamanı sınırsızca yaşayacaklarını düşünmektedirler.

Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken yapılmalıdır.

Hepimiz kaybettiğimiz ya da ulaşamadığımız her şey için zamanı suçlarız. Oysa biliriz ki; zaman konuşsa, hepimiz utanırız. Çünkü Zaman her seferinde bize neyi yapmadığımızı bize sunar. Bazen zaman beklemeyi gerektirir. Bu yaşama havlu atmak değildir.

İnsanlar zamanın ancak yüzde 60’ına hükmedebiliyorlar, kişinin kontrolü dışındaki olaylar ise toplam zamanın yüzde 40’ını almaktadır. Bu nedenle zamanın sadece hükmedilen yüzde 60’lık bölümü için zaman yönetimi uygulaması yapılabiliyor. Bu oranı yüzde 100’e çıkarmak ise mümkün olamıyor.

Zamanını iyi bir şekilde yönetmek isteyen kişinin, yaşama “Ben ne olmak istiyorum? Hangi alanlar ilgimi çekiyor? ve Hangi işlerden zevk alıyorum? Nasıl motive olurum?.. vb” gibi sorulara yanıt vermeli. Aldığı cevaplar neticesinde verimliği artırır ve yaşamını güzelleştirir.

İnsan, zamanı nerelere harcandığı belirlenmelidir. Bir ay süreyle her gün, her 2 saatte bir, yapılmış olan tüm işleri kaydedin. Bu sıkıcı ancak önemli etkinlik, zamanınızın nasıl harcandığı konusunda önemli ipuçları verecek ve kendinizin nerelerde ne kadar zaman harcadığını ortaya koyacaktır. Sonra aynanın karşısına geçin ve kendinizi değerlendirin. Yardım lazım ise de yardım alın. Değerlendirmeleriniz neticesinde kendinize bir yol çizin.

Kontrolünüz altındaki yüzde 60’lık zaman dilimini planlayın. Planlamayı mümkünse yıllık, aylık, haftalık ve günlük olarak, ama mutlaka yazılı olarak yapın. Böylece, kafanızdaki zaman planı unutulmaz, zihninizin meşguliyeti azaltılır, konsantrasyonunuz artar, tamamlanmayan işler unutulmaz, faaliyet arşiviniz olur.

Yapacağınız bu basit değerlendirmeler size gösterecek zamanın içinde gereksiz birçok şey yaşamınızdan çalıyorsunuz.

Zaman yönetimine ilişkin verdiğim birçok eğitimde bazı çerçeveler çizmekteyim. O çerçeve dâhilinde bilgilendirmeler yaparım. Bugün size genel bir çerçeve çizeceğim. Eğer vereceğim reçeteyi hayatınızda uygulayabilirseniz hayatı daha uzun ve daha keyifli hale dönüştüreceksiniz.

Buyurun reçete;

> Klişe Belki Ama Her Zaman Programlı Olun!

> Ertelemeyin, Hatta Erteleme Girişiminde Bile Bulunmayın!

> Kendinizi Tanıyın!

> Boşa Geçecek Anlarda Zamanı Akıllıcı Kullanmak için Zihninizi Yorun ve Çevrenizi İzleyin!

> Uyumak için Ne Az Ne de Fazla Zaman Ayırın!

> Mola Vermemek Gibi Bir Hata Yapmayın!

> Öncelikleriniz Konusunda Gerçekçi Davranın!

Yukarıdaki reçeteye uyabilirseniz dediğimiz gibi yaşamınız kaliteleşir. Kaliteli hayat ise size başarı, iyi dostluklar, sağlıklı ömür ve sınırsız hoşgörü getirir.

Her şeyin birbirine bağlı olduğunu ve dengelemek gerektiğini göreceksiniz. Zamanı ve hayatı dolu dolu yaşamanız dileği ile..

Cumhuriyet bize emanet


57 yıllık yaşama

11 savaş
24 madalya
7 nişan
13 kitap
1 ülke sığdır
“Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız”
M. Kemal Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti varlığı ve bütünlüğü Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine emanettir. Anadolu coğrafyasında gelmiş geçmiş tek geçerli sonuç vardır ki o da emanet hala yerli yerinde.

Zaman zaman bilerek yada bilmeyerek emanete zarar vermek isteyenler çıkmakta olmasına rağmen emanet hiç kimsenin zarar veremeyeceği çok çocuk ve gençte güven altındadır. Tabi çocuklar ve gençler derken asla ve asla unutmadığımız ruhu genç olanlarda emanetin güvende olmasını en derin hisleriyle yaşamaktadır.

Emanetin bu denli yaygın ve birçok kalpte korunuyor olmasını söylememin nedeni bizi biz yapmasındandır. Yine dillendirmemin nedeni bu topraklar üzerinde sonsuza dek güçlenerek büyüyeceğindendir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı tüm Anadolu’nun kenetlenerek birlik inşa ettiği en büyük değerdir. Cumhuriyetin ilanına kadar Anadolu coğrafyasında Türk ruhunu taşıyan ( rengi, dini, rengi, dili, görüşü ve yaşam şekli farklı olan herkes ) her büyüğümüz akıllarıyla, fiziki güçleriyle, duygularıyla ve kanlarıyla bu coğrafyanın sınırlarını çizmiştir. O nedenle ki büyük emekler sonucu oluşmuş bir coğrafyadayız.

Bu denli kıymetli değerlere sahip coğrafyamız için bugün her zamankinden daha çok çalışmamız gereken günlerdeyiz. Coğrafyamızda üretim azaldığı gibi tüketim artmıştır. Tüketim artığı gibi insanların birbirine güveni de azalmıştır.

Bir insan 57 yıllık ömrüne bu kadar şey sığdırırken bugünün gençleri ve çocukları niçin ömürlerine daha çok şey sığdırmasın. Atatürk bu coğrafyayı çocuklara ve gençlere emanet ederken emin olun ki çok şeyler yapabilecek enerjinin bu gruplarda olduğu için emanet etmiştir.

Cumhuriyetin 95 inci yılına yakışan adımlar atma zamanı geldi. Bilim, sanat, ilim, spor üretme zamanı içindeyiz. Artık adımları daha güçlü atma zamanı. Daha cesur ve daha iddialı atma zamanı.

Genç düşünen büyükler ise çocukların ve gençlerin neler yapmak istediği günlerdeyiz. 30 yıl sonrasındaki ya da 50 yıl sonrasındaki yaşamı düşünüyor isek bugün diyalog kurma zamanı.

Cumhuriyetin 95 inci yılı bizleri yüreklendirmeli ve olup biten ne kadar olumsuzluk var ise, o da bizi güçlendirmeli.

Cumhuriyet Bayramınız yeniden ve yine kutlu olsun.

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén