Gençlerin her zamankinden daha fazla derdi olduğu zaman dilimi içindeyiz. Eminim ki Cumhuriyet döneminin en sıkıntılı ve en dertli günlerini bugünlerde yaşamakta. Ne zaman bir gençlik toplantısı yapsak ve ne zaman bir gençle sohbet etsek o an içinde bulunduğu dertleri anlatırken çözümsüz kaldığını ve kendilerine destek hiçbir birimin olmadığını üstüne basa basa söylemekte.
Bildiğiniz gibi 20 yılı aşkın gençlik çalışmalarını dünyanın her tarafında yürütmekteyim. Bu süre zarfında gençliğin bakış açısını ve gençliğin nabzını doğru tutmaktayım. En güncel ve en karmaşık sanılan birçok sorunun pratik çözümlerle çözüleceğini görmekteyim. Ancak bu sorunları çözebilmek için gençliğin yanında olup gençliği dinleyerek başlanması gerekirken bugünün birçok yöneticisi “biz gençken geçmişte” diyerek sözlerine başladı için dünkü Doğan kaybetmekte ve gençliğim sorun çözücü makamı olmaktan uzaklaştırılmakta…
Bugünün gençleri pratik ve anında adım atılan sorun çözücü kişileri karşılarında görmek istemekte. Yani uzun uzun anlatımlara gerek yok ve geçmişten çok bahsetmek yerine sorunun nasıl çözüleceği ne yönelik adımlar atılmasını istemekte.
Peki bugünün yöneticileri gençlerin sorunlarını çözebilme kabiliyetleri var mı? derseniz. Ben de biliyorum ki çok az kişinin gençlik ile hareket edebileceğini ve gençliğin sorununu çözebileceğini biliyorum.
Bu günlerde bazı siyasi partiler ne işler ile nasıl çalışmak gerektiği ile ilgili bana danışmakta. Kendi siyasi partileri ideolojileri doğrultusunda gençleri daha ortak alanlara nasıl çekeceklerini ve gençlik için neler yapabileceklerini anlatmaktayım. Bu bile siyasi partilerin strateji takımlarının gençliğe önem vermek gerektiğini fark ettiklerini göstermekte. Sevindirici.
Eminim ki havada kalan cümleler yerine de gençliğin; eğitime yönelik, spora yönelik, istihdamına yönelik, yurtdışı seyahatlerine yönelik, sosyal girişimciliklerine yönelik, dijital hayat ilgilerine yönelik, aşk hayatlarına yönelik, hayatlarına yönelik ve toplumsal uzlaşma yönelik gibi sorunlarına pratik çözümler ile adım atarak başlanıldığında o gencin potansiyelini artırdıkları gibi zengin insan hayata şarkısını güçlendireceklerdir.
Bugünün gençleri kendilerini dinleyen ve kendileriyle yol yürüyen insanlar ile hareket etmekte olduğunu unutulmamalı.
Çünkü içinde bulunduğumuz zaman diliminde bir kısım gencin inanılmaz servetler, inanılmaz mutluluklar içinde gören diğer büyük kısım gençlik bu olağandışı durumu sorgulamakta. Sorgulamakta olmaları doğrudur. Çünkü o az kesimi oluşturan gençliğin arkasında büyük güçler bulunmakta. Bu durumu sindiremeyen büyük bir kısım bulunmakta.
Yani torpilin, liyakatsızlığın ve anlamsız ekonomik katkıların olduğu bilinmekte.
Gençliği toplumsal uzlaşma noktasına geçirmek hem deyince hem de ülkemize katkısı büyük olacaktır.
Bugün gençliği anlayanlara ve gençliğin yanında olanlara çok şükür. Eğer hala gençlik yapabildiğini hissediyorsa bunu o yöneticilere borçludur. İnanıyorum ki gençlik için daha çok çalışmalar gerçekleşecek ve yine inanıyorum ki güneşin potansiyeli doğru kullanıldığında daha güçlü ülke olacağız…
Yazar: Kemal Uysal Page 1 of 2
Doların dünkü çıkışı yine devam etti ve 9,20 Türk Lirasına ulaştı. Yani Türk Lirası tüm yabancı ülkelerin para birimine göre zarar etti. İşin en kötüsü ise dünyanın en fazla değer kaybeden parası Türk Lirası olması…
Ekonomiyi; hukuktan, demokrasiden, eğitimden, sanattan, yargılamadan yani devletin bütünlüğünü oluşturan tüm değerlerden ayrı veya farklı yere koyanlar bugün yanıldıklarını gördü. Ekonomi, tüm sisteminin doğru çalışmasının neticesi olduğu bugün daha iyi anlaşıldı. Yani ülkenin denge ve denetim sistemleri çalışıyorsa ekonomisi de kesinlikle iyidir.
Ne yazık ki döviz her gün yeni yeni rekorlar kırmakta. Dövizin, Türk Lirası karşındaki bu rekorlar toplumun çok büyük kısmına zarar vermemekte ancak tahmin ediyorum ki Türk Lirasının değer kaybetmesinden memnun olan bir kısım bulunmakta…
Hatırlar mısınız bundan 3- 4 yıl önce dolar yakan bazı vatandaşlarımız vardı. Yine bu vatandaşlarımızın yanında Dövizle mi ticaret yapılıyor, maaş alınılıyor denilen düşüceler, yorumlar vardı. Bugün ne yazık ki kimse ne dolar yakabilecek durumda nede dövizin Türk Lirasıyla ilişkisi ne diyen biri çıkabilir. Anlaşıldı ki dövizin, doların yükselmesi bugün Türkiye’ye doğrudan zarar vermekte.
Vatandaşın nerede nasıl kriz yaşadığını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Yalnız bilinmeli ki, 1buçuk milyon kişinin elektriği, 700 bin kişinin doğalgazı kesilen bir ülkedeyiz. Son bir yılda temel ihtiyaç olan doğalgaza ve elektriğe 31 kez zam yapıldı. Bu bize gösteriyor ki istikrarsız, düzensiz ve sadece toplumun en alt kesimini ezen bu sistem karşısında ayakta durmak çok zor.
Zaman şahsi kişilerin ya da bir gurubun çıkarlarını koruma zamanını çoktan geçmiştir. Zaman tamamen vatandaşın en alt kesimini sosyal, kültürel ve ekonomik refahını artırmak gereken zamandır. İyileştirme yapılması gereken bu zamanı tüketmemek için önce iktidarın kendisi daha sonrada muhalefetin tamamı sorumludur.
Birçok veriyi izlemekteyim. İzlediğim verilerde çarpıcı bir gerçek var o da çalışan yani para kazanan birçok vatandaş yoksulluk rakamlarının çok altında yaşamlarını sürdürmekte. Yine birçok kaynaktan da göreceğiniz gibi insan emeğinin en ucuz ülkelerden birisi olmaya hızla devam edilmekte. Çin de 400 dolar olan asgari ücret rakamı Türkiye’de 314 dolar olduğu ortada. Bu rakamların bize fark ettirmesi gereken bir şey var o da topyekûn güvenilen yapıları tekrar inşa etmek olmalı.
Artık hem içeride, hem dışarıda kavga edilecek noktada olmadığımız anlaşılmalı. Hatalardan ders alıp iyileştirme yapabilmek için bilime, akla ve uzlaşma yönelmek gerekmekte. Gücün nerede olduğu sorulursa itibarın tam kendisinde olduğu anlaşılmalı. İtibarlı kurumları tekrar kurgulamak için atılacak adımlar belidir. Bu adımlar ise;
Hukuku tamamen bağımsız ve güçlendirmekle,
Hakkı ve doğruları hem içeride hem dışarıda savunarak,
İletişim dilini ve diplomasi gücünü doğru stratejiler üstüne kurgulayarak,
Siyasi dili temiz hale getirip, siyaseti verimli işler için araç ederek,
Ekonomiyi doğru ellerle yöneterek,
Vatandaşa adil ve eşit davranarak,
Bu adımları yapılırsa güçlü bir ülke olmak kesinlikle kaçınılmaz olduğu görülecek. Biliyorum ve asla yanılmadığım bir durum var biz bu kötü durumları iyileştireceğiz. Biliyorum ki itibarlı ülke olmak için omuz omuza dayanışma ile mümkün olacaktır. O nedenle daha fazla hukuka, adalete, demokrasiye ve dayanışmaya sahip çıkılmalı. Aklın yolu bir… İyileşme için beraberlik şart.
https://www.gazetebursa.com.tr/iyilesmek-icin-makale,5450.html
Toplumsal kutuplaşmanın önüne geçmek için birçok sivil toplum kuruluşu işbirliği yapmak adına çeşitli toplantılar gerçekleştirmekte. Sivil toplum kuruluşları yarının ne getireceği konusunda öngörüleri olduğu için bu toplantıların bugün her şeyden daha önemli olduğunu düşünmekten.
Hangi sivil toplum kuruluşu, hangi toplantıda diye uzun uzun anlatmayacağım ancak çevrenizde veya ismimi duyduğunuz hemen hemen tüm kuruluşlar kutuplaşmış topluluk ve kişilerin normalleşme sürecine girmesi için mücadeleye başladı. Bu toplantıların ulusal yerel ve online yapılan birçoğuna katılmaktayım.
Katıldığım her toplantıda, toplantı katılımcılarının verdiği örnekleri dinlediğimde fark ediyorum ki, yıpranmışlık ve zedelenmişlik üst noktalara kadar ulaşmış.
Bugün kutuplaşmanın nedeni olarak birçok şey sayılır ancak bunların en başında ise futursuzca sözcükler söyleyen siyasilerden kaynaklı olduğunu ortaya koymak gerekir. Bazı siyasilerimiz ne yazık ki laflarının nereden nereye gittiğini bilmeden sarf edip kutuplaşmaya katkıda bulunmakta. Tabii bazı siyasiler de bu kutuplaşmaya göz yummakta. Dolayısıyla üretilen kutuplaşma vatandaşa doğrudan etki etmekte ve zarar vermekte.
İşte siyasilerin bir kısmının toplumu kutuplaştırma çabasına karşılık sivil toplum kuruluşları aktif roller üstlenerek, iddaalı adımlar atmakta. Biliyorum ki bu adımlara, önce sessiz kalan siyasiler destek verecek daha sonra da kutuplaşmaya neden olan siyasiler destek verecek.
Kutuplaşmış topluluklar kısa vadeli karlar, faydalar getiriyor gibi gözükse de uzun vadede kutuplaştırmaya katkıda bulunmuş kişiler dahil herkese büyük sıkıntılar ve dertler getirecektir.
Yakın bir zamanda siyasi kutuplaşmanın zararlı dinle bugünün siyasetçileri fark edecek. Bugünün siyasetçileri kutuplaştırma dilini kullandıkça hem potansiyel müşterilerini hem de oylarını kaybetmekle karşı karşıya kalacak. O nedenle hakkı, eşitliği ve adaleti savunan kim siyasiler kazanacağı gibi toplumu oluşturan vatandaşlar da kazanacaktır.
Sivil toplum kuruluşlarının attığı bu adımlara her zamankinden daha fazla katkıda bulunmak önemli ve zaruridir. Toplumu oluşturan vatandaşlar ellerinden geldiğince kutuplaştırma oyununun içine düşmemeli. Kutuplaştırma dilini kullanan ve savunan her kişiye mesafeli davranıp yaptığı kutuplaştırma dilinden bir an önce kurtulması gerektiğini tavsiye edilmelidir. Ne yazık ki içinde bulunulan şartlar ve durumlar daha fazla yıkıcılığa ulaşmadan toplumsal uzlaşma adımları atılmalı. O nedenle önce bireyler olarak biz daha sonra da çevremizdeki bireyleri uzlaşmanın pembeli olan dinlemeyi öğretmek gerekmekte.
Bugüne kadar yaşanmış hem kötü olayım kaynağının kutuplaştırma ile başladığını hatırlatmamız gerekmekte. Bu dili kullanarak servetlerine servet, güçlerine güç katan kendini kurnaz kanal birçok keçinin olduğunu akıllardan çıkarmamak gerekir. İşte asıl mesele güç devşirmek için kutuplaştırma ya neden olan kişilerin karşısında dik durabilmektir. Bunuda sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirmek mümkün olacak.
Adımları atmak için başkasına değil kendimize dönerek, yaşadıklarımıza ve yaşattıklarımıza bakarak kendimizi iyileştirmek kutuplaştırmaya vurulmuş en büyük darbe olacaktır.
Yaşadığımız coğrafyanın mayası gereği kutuplaşmanın vereceği zararlara karşı uzlaşmayı ilkesel değer ilan edemeyecek çok az insan olduğuna şahit olduğum gibi nice uzlaşmacı neferlerin var olduğunu bilmek gücümüze güç katmakta.
O zaman mücadeleye desteklerin artması için görev sizde. ..
https://www.gazetebursa.com.tr/kutuplastirana-karsi-mucadele-makale,5453.html
Vatandaş bugünlerde; kahvede, pazarda, sokakta, iş yerinde yani birlikte olabildikleri her yerde konuştuğu birçok konu bulunmaktadır. Neler mi sıralayayım size…
Niçin bu kadar çok seçim yapılıyor,
Niçin ekonomik krizin içindeyiz,
Uluslararası alandan niçin bu kadar çok inişli çıkışlı zamanlar yaşıyoruz,
Kadına, çocuğa ve doğaya zarar verenlerin sayısı niçin arttı,
Tarımsal üretimi noktasında niçin başarısız,
İsraf ve tasarruf kavramı bizi neden ve niçin ilgilendiriyor,
Eğitim ve öğretim alanında niçin başarısız,
İşletmeler kurulurken niçin usulsüz yollara gerek duyuluyor,
Bir işletme üretim yaparkenniçin zarar-iflas edebiliyor,
Gençler Türkiye’den niçin gitmek istiyor,
Döviz karşısında Türk Lirası niçin değer kaybediyor,
Vergilendirmenin karşılığını vatandaş niçin alamıyor,
İstihdam alanlarının azlığı ya da işsizliğin çözümü niçin bulunamıyor,
Özellikle siyasi liderler başta olmak üzere toplumun önündeki kişilerin birbirlerine ilişkin dillerin niçin bu kadar çok sert…
Niçinler o kadar çok ki bazılarını sizlere yazdım ve vatandaş kendi arasında konuşmaya ve tartışmaya başladığını açıkça belirtmekteyim.
Bu niçinler aslında toplumumuzun iyileşmesine ve gelişmesine yön verecek önemli sorular için sorulmaktadır. Bu niçinler birliğin tenkit etmek için değil Türk Milleti olarak kendini iyileştirmenin yolunu bulmak için sorulmuş niçinlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her birey böyle soruları gelecek kaygıları olduğunu düşündükleri için sormaya başladıklarını düşünmekteyim. Geleceğe çocuklarını hazırlamak konusunda soru işaretleri oldukları için sormaya başladıklarını görmekteyim.
Toplum önünde liderlik yapan herkesin bu sorular üzerine yoğunlaşıp kendi alanlarında dönüp iyileştirmeler yapması gerektiği muhakkak şarttır. Bu iyileştirmeler başta siyasi liderlerimizin öncülüğünde yapılmalıdır. Böylelikle siyasi alanda yapılan her iyileşme toplumun her kesiminde daha anlaşılır ve daha uzlaşma odaklı olarak sürdürülebilirliği güçlendirilmiş adımlar olacaktır.
Bugün başta siyasi partilerimizin liderleri olmak üzere toplumun her kesiminde bulunan liderlere; bulunduğunuz konumların hakkını vererek hareket etmeye ve bulunduğunuz konumlar dahilindeki yetkiyle toplumun daha refahlı yaşaması için iyileşmeler yapması gerektiği tüm vatandaşlarca dillendirilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bugün bu iyileştirmelere yani bunun için neleri gidermeye çok fazla ihtiyacı bulunmaktadır. Hiçbir önyargıya kapılmadan hukukun ve adaletin üstünlüğünü kabul ederek toplumsal bütünleşmeye ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu bütünleşme sonucu iyileştirmeler yaparak niçinleri ortadan kaldıracağımız kesindir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak birçok görevimiz bulunmaktadır. Bu iyileştirmelerin tamamı için ilk önce vatandaşlık görevimizi yapmalı daha sonrada bulunduğumuz görevlerdeki yetkiler dâhilinde iyileştirmelere odaklı olarak adımlar atmalıyız. Yani kimseden fazlası istenmemektedir. Tüm bireylerden görevlerini en iyi şekilde yerini getirmelerinden başka bir şey istenmemektedir. İşte o zaman refah seviyesi geliştiği gibi dünya genelinde saygınlığı artmış bir ülke olacağız. Ben buna tüm kalbimle inanmaktayım.
Yapabiliriz…
Kemal UYSAL – Gazete Bursa 27 Haziran 2019 Köşe Yazım
Yaşadıklarımıza inanamadığımız birçok olay bugünlerde oluyor ve tepkisizleşmeye başlamaktayız. Bu karşılaşmalar ise insan ahlakına, insan onuruna ve insanın değerine zarar veren inanılmaz can yakıcı olaylardır.
Nelerden mi bahsediyorum say say bitmez ama bazılarını size yazacağım çünkü yakında birileri çıkacak ayıp, günah ve haram diyerek bazı şeyleri söyleyip bazı şeyleri görmezden geleceğini göreceğiz.
Şimdi size alıştığımız ve günah, haram ve insan onuruna dokunmadığı olayları yazarken, neler düşünüldüğünü şeyleri yazacağım. İşte liste;
Yalan söylemek doğrudur.
Kadınlara güç kullanmak erkekliğin şanındandır.
Çocukların masumiyetine el uzatmak güzeldir.
İftira atmak yaşam tarzı olmalıdır.
Hayvanların canını yakıyorsak muhakkak haklıyızdır.
Doğaya zarar vermek normaldir.
Torpil yapmak gerçeğimizdir.
Rüşvet alıp vermek en doğal şeydir.
İhale alabilmek için bin bir hile yapmak iş ahlakıdır.
Belden aşağı vurup kibirlenmek olmazsa olmazımız olmalıdır.
Çalmak insanın şanından gelir.
Söz verip yerine getirmemek ahlakların en iyisidir.
Yoksulu, fakiri göz göre göre zor durumda bırakmak huzurumuzu artırır.
Üretmek yerine kolaycılığa kaçmak, en büyük becerimiz olmalıdır.
Bir yerlere yönetici olup sonra niçin yönetici olduğunu unutmak bizi daha fazla güçlendirir.
İnsanların hayalleriyle oynamak mükemmeldir.
Adaleti ekonomik güçle bastırmak bizim gücümüzdür.
Eğitimde inovasyon yerine gerici davranabilmek mutluluk kaynağımızdır.
Kültürü, sanatı ve edebiyatı ayaklar altına alabildiğimiz sürece çağdaşlığımızı kanıtlarız
Yazabileceğim o kadar çok olay var ki ama daha fazla ortalığı kirletmeyeyim. Yazdığım olaylar günlük hayatımızda o kadar çok normalleşti ki anlatamam. Hiç biri artık ayıp, günah yada insanlığa zarar veren şeyler arasında değildir.
Bize ne oldu bu hallere düştük anlamış değilim. İnsanlar, insanlara zarar gelmesin diye yaşarken bugün niye bu kadar kötü olduk? İnsanlar birbirine doğrudan veya dolaylı zarar verirken niçin huzurlu olabiliyorlar anlamış değilim.
Artık durulmalı ve neleri kaybettiğimizi görmeliyiz. 2019 yılında size sevaptan, günahtan bahseden olursa yukarıdaki durumlar karşısında nasıl bir tepki gösterdiğini sormalıyız. Artık insanların her kesimi aynı masaya oturup kendilerine veya birbirlerine niçin zarar verdiğini konuşmalıdır.
Gelecek nesillere kötü günler ve kötü alışkanlıklar bırakmak üzere olduğumuzu görüp iyileşmelere ve uzlaşma yollarını artık geliştirmeliyiz.
Ülkemizin güçlü yapısından her geçen gün bahsediyorum. Bu güçlülük farklılıklarımızı insani değerler ışığında kullanmakla olacağını bilmeliyiz. Dedim ya yarın yılbaşı günahtır, deyip başka şeylere bakmayanları göreceğiz.
Bize kötüyü-iyiyi öğretmeye çalışanlara usulsüzlüklere karşı neler yaptığını sormalıyız. Evet muhakkak doğru söyledikleri şeyler var ama toplumun karşısına çıkıp doğruluktan bahsetme yeterliğini kendilerinde görenlere kişilere kayırmacılık yapmamalarını söylemeliyiz. Çünkü bu kişiler çoğunlukla adam kayırarak hareket ettiğini görmekteyiz. Bu olmaz.
Biz ne yaparsak yapalım insan onurunu yüceltecek işlere imza atma vaktindeyiz.
Daha da geç kalmayalım…


Yılların ve günlerin çok hızlı geçtiği zaman dilimindeyiz. İnsanoğlu ne yazık ki zamanı sınırsızca yaşayacaklarını düşünmektedirler.
Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken yapılmalıdır.
Hepimiz kaybettiğimiz ya da ulaşamadığımız her şey için zamanı suçlarız. Oysa biliriz ki; zaman konuşsa, hepimiz utanırız. Çünkü Zaman her seferinde bize neyi yapmadığımızı bize sunar. Bazen zaman beklemeyi gerektirir. Bu yaşama havlu atmak değildir.
İnsanlar zamanın ancak yüzde 60’ına hükmedebiliyorlar, kişinin kontrolü dışındaki olaylar ise toplam zamanın yüzde 40’ını almaktadır. Bu nedenle zamanın sadece hükmedilen yüzde 60’lık bölümü için zaman yönetimi uygulaması yapılabiliyor. Bu oranı yüzde 100’e çıkarmak ise mümkün olamıyor.
Zamanını iyi bir şekilde yönetmek isteyen kişinin, yaşama “Ben ne olmak istiyorum? Hangi alanlar ilgimi çekiyor? ve Hangi işlerden zevk alıyorum? Nasıl motive olurum?.. vb” gibi sorulara yanıt vermeli. Aldığı cevaplar neticesinde verimliği artırır ve yaşamını güzelleştirir.
İnsan, zamanı nerelere harcandığı belirlenmelidir. Bir ay süreyle her gün, her 2 saatte bir, yapılmış olan tüm işleri kaydedin. Bu sıkıcı ancak önemli etkinlik, zamanınızın nasıl harcandığı konusunda önemli ipuçları verecek ve kendinizin nerelerde ne kadar zaman harcadığını ortaya koyacaktır. Sonra aynanın karşısına geçin ve kendinizi değerlendirin. Yardım lazım ise de yardım alın. Değerlendirmeleriniz neticesinde kendinize bir yol çizin.
Kontrolünüz altındaki yüzde 60’lık zaman dilimini planlayın. Planlamayı mümkünse yıllık, aylık, haftalık ve günlük olarak, ama mutlaka yazılı olarak yapın. Böylece, kafanızdaki zaman planı unutulmaz, zihninizin meşguliyeti azaltılır, konsantrasyonunuz artar, tamamlanmayan işler unutulmaz, faaliyet arşiviniz olur.
Yapacağınız bu basit değerlendirmeler size gösterecek zamanın içinde gereksiz birçok şey yaşamınızdan çalıyorsunuz.
Zaman yönetimine ilişkin verdiğim birçok eğitimde bazı çerçeveler çizmekteyim. O çerçeve dâhilinde bilgilendirmeler yaparım. Bugün size genel bir çerçeve çizeceğim. Eğer vereceğim reçeteyi hayatınızda uygulayabilirseniz hayatı daha uzun ve daha keyifli hale dönüştüreceksiniz.
Buyurun reçete;
> Klişe Belki Ama Her Zaman Programlı Olun!
> Ertelemeyin, Hatta Erteleme Girişiminde Bile Bulunmayın!
> Kendinizi Tanıyın!
> Boşa Geçecek Anlarda Zamanı Akıllıcı Kullanmak için Zihninizi Yorun ve Çevrenizi İzleyin!
> Uyumak için Ne Az Ne de Fazla Zaman Ayırın!
> Mola Vermemek Gibi Bir Hata Yapmayın!
> Öncelikleriniz Konusunda Gerçekçi Davranın!
Yukarıdaki reçeteye uyabilirseniz dediğimiz gibi yaşamınız kaliteleşir. Kaliteli hayat ise size başarı, iyi dostluklar, sağlıklı ömür ve sınırsız hoşgörü getirir.
Her şeyin birbirine bağlı olduğunu ve dengelemek gerektiğini göreceksiniz. Zamanı ve hayatı dolu dolu yaşamanız dileği ile..
57 yıllık yaşama
11 savaş
24 madalya
7 nişan
13 kitap
1 ülke sığdır
“Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız”
M. Kemal Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti varlığı ve bütünlüğü Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine emanettir. Anadolu coğrafyasında gelmiş geçmiş tek geçerli sonuç vardır ki o da emanet hala yerli yerinde.
Zaman zaman bilerek yada bilmeyerek emanete zarar vermek isteyenler çıkmakta olmasına rağmen emanet hiç kimsenin zarar veremeyeceği çok çocuk ve gençte güven altındadır. Tabi çocuklar ve gençler derken asla ve asla unutmadığımız ruhu genç olanlarda emanetin güvende olmasını en derin hisleriyle yaşamaktadır.
Emanetin bu denli yaygın ve birçok kalpte korunuyor olmasını söylememin nedeni bizi biz yapmasındandır. Yine dillendirmemin nedeni bu topraklar üzerinde sonsuza dek güçlenerek büyüyeceğindendir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı tüm Anadolu’nun kenetlenerek birlik inşa ettiği en büyük değerdir. Cumhuriyetin ilanına kadar Anadolu coğrafyasında Türk ruhunu taşıyan ( rengi, dini, rengi, dili, görüşü ve yaşam şekli farklı olan herkes ) her büyüğümüz akıllarıyla, fiziki güçleriyle, duygularıyla ve kanlarıyla bu coğrafyanın sınırlarını çizmiştir. O nedenle ki büyük emekler sonucu oluşmuş bir coğrafyadayız.
Bu denli kıymetli değerlere sahip coğrafyamız için bugün her zamankinden daha çok çalışmamız gereken günlerdeyiz. Coğrafyamızda üretim azaldığı gibi tüketim artmıştır. Tüketim artığı gibi insanların birbirine güveni de azalmıştır.
Bir insan 57 yıllık ömrüne bu kadar şey sığdırırken bugünün gençleri ve çocukları niçin ömürlerine daha çok şey sığdırmasın. Atatürk bu coğrafyayı çocuklara ve gençlere emanet ederken emin olun ki çok şeyler yapabilecek enerjinin bu gruplarda olduğu için emanet etmiştir.
Cumhuriyetin 95 inci yılına yakışan adımlar atma zamanı geldi. Bilim, sanat, ilim, spor üretme zamanı içindeyiz. Artık adımları daha güçlü atma zamanı. Daha cesur ve daha iddialı atma zamanı.
Genç düşünen büyükler ise çocukların ve gençlerin neler yapmak istediği günlerdeyiz. 30 yıl sonrasındaki ya da 50 yıl sonrasındaki yaşamı düşünüyor isek bugün diyalog kurma zamanı.
Cumhuriyetin 95 inci yılı bizleri yüreklendirmeli ve olup biten ne kadar olumsuzluk var ise, o da bizi güçlendirmeli.
Cumhuriyet Bayramınız yeniden ve yine kutlu olsun.
Her yurt dışına çıktığımda dillerin farklı olmasından dolayı iletişim güçlüğü çektiğimde, acaba hangi deneyimleri kaçırdığımı hangi fırsatların beni teğet geçtiğini düşünürüm. Her insan derya dolusu bilgi ve deneyime sahip bunları ortak dilimiz olmadığı için kaçırıyor olmak açıkçası büyük bir sorun olarak görmekteyim. O nedenle, dil bilme gerçekten çok önemli. O dili konuşuyor olmakta keyifli bir beceri olmakta. Diline yabancı olduğumuz kişi belki ortak bir hobide bahsetmek isterken, belki sana önemli hayat notlar verecek ve hayatını komple değiştirme fırsatı bulacağın bir şansı dil bilmediğin için kaçıracaksın. O nedenle, dil bilmek gerçekten önemli.
Tabi bununla doğru orantıda başka bir önemli bir konu daha var. Aynı dili konuşuyor olmamıza rağmen anlaşamıyor, birbirimizi dinlemiyor, menfaatlerimiz doğrultusunda sözcük avcılığı yapıyor ve hatta bu ortak dili birbirimizi kırmak ve yıkmak için kullanıyor olmak.
Hatırlıyorum da az bir zaman önce insanlar konuşurken birbirlerini en azından dinliyor ve kendilerini ilgilendirmeyen bir mevzu olsa bile olsa hafif bir tebessüm ediyordu.. Çok uzun yıllar önce değil, az bir zaman önce. Şimdi günümüze geldiğimizde iletişim kurmaktan kaçan bir toplum olduk çıktık. bizden bu durum neler götürmüyor ki bir düşünün. İletişim kurmanın önünde birçok etken olduğunu, bizi engellediğini söyleyebiliriz. Bahaneler de uydurabiliriz ama bu durumlar bizim hayatta hayır diyebileceğimiz şeyler aynı zamanda. Arkadaşlarla iftar sonrası sohbete gidiyoruz ellerde telefon selam, nasılsın öteden gidemiyoruz. Aileler misafirliğe gelir televizyon kutularına dönük olan koltuklara oturduk mu bizi o cihazlar etkisi altına alır ve yine sıfır bir iletişim kurarak oradan ayrılırız. Tabi bu durumlar iyi bile sayılır.
Birde aynı dili kullanıp birbirimizin kırmak ötelemek için bu dili kullanıyoruz ya işte bu durum gerçekten insanlığımızı tekrar gözden geçirmemiz gerektiği anların başında yer almaktadır.
Bu günlerde siyasilerimizi görüyoruz. Parti çıkarları doğrultusunda birbirlerine hakaretler ederken, kendi gruplarını hem zan altında bırakıyor, hem kutuplaşmayı tetikliyor, hem de “insanlık mı bu”dediriyor bize.
Şöyle bir gündemi gözden geçirin, Ak Parti, CHP, MHP, HDP ‘nin söylevlerine bakın, seçim öncesi ülke birliği bütünlüğünden bahsederken, şimdi hangi söylevlerde. Dün biz aynı dili konuşmuyor muyduk ?
Düne ne oldu ? Halk partilere ortak dili konuşun demedi mi ? Yada ülke halkı biz kutuplaşmak istemiyoruz demedi mi ?
Düşünüyorum da çok çabuk olanları unutuyoruz günlük ve anlık konuşuyor ve değerlendirmelerimizi yapıp hareket ediyoruz. İşte bu bize en büyük zarar veren durum.
Bu durumu faydaya çevirmek gerekir artık. Aynı dili konuşuyoruz ve birbirimizi anlamaya çok yakın yaşantılarımız bulunmakta. Bu durumu faydaya çevirip olumlu adımlar atmamız gerekiyor. İyi arkadaşlıklar kurma, iyi iş ortaklıkları kurmak, devletin sürekliği için etkili ve iletişimi güçlü hükümet kurmak bizleri hem güçlendirecek hem de mutlu edecektir. Daha nezih ve çağdaş yaşamayı hak ettiğimiz için ortak dilin önemi burada yine karşımıza çıkıyor.
Artık durup şöyle bir düşünelim, söylediklerimizi söyleyeceklerimizi planlayalım. Birbirimize elimizi uzatıp helalleşelim. Zor olduğunu ve hatta ütopya olduğunun farkındayım ama bunu yapacak cesur kişilerinde olduğunun farkındayım. Zaten devir değişiyor yeni nesil yani bizler bu olgunluğa daha fazla sahip olduğunu görüyorum. Dönem tam olarak bizim çağımız olduğunda bugünün söz sahibi olanları tek tek utandıracağımıza da eminim.
Zaten utansınlar da. Bizleri sağlıklı bir gelecekten, çağdaş bir hayattan geri bıraktıkları için utansınlar. Dillerini tutamadıkları için bu ülkeyi sürükledikleri çıkmazlar nedeniyle kendileri her gün acılar çeksinler. Çünkü bunu gerçekten hak ediyorlar.
Dedim ya zaman bizim zamanımız olmasına az kaldı sözcükleri kullanarak birbirlerimize katkı koyarken, çevremizi daha da yaşanabilir hale getirecek bizleriz. Gördüğüm kadarıyla kirlenmemek için ellerinden geleni yapan genç nesil sayısı oldukça iyi.
Geleceği emanet edecek olan bugünün söz sahibi olanlara, emaneti aldığımızda icraatlar ve yaptıklarımızla zaten söyleyeceğiz ama bugünden söylemek gerek bir şey var “YANLIŞ YOLDASINIZ”.Tüm dostlarımızı, huzur ve hoşgörü için dilimizi kullanırken kontrolü kaçırmamasını diler saygılarımı sunarım.
Arkadaşlık Nedir? Arkadaşlığın tarihsel köküne baktığımızda şöyle bir yaklaşım sergilenir. Savaşlarda insanlar arkadan gelebilecek herhangi bir tehdit ve tehlikeye karşı arkalarını sağlam bir kayaya veya dağa dayarlarmış. İşte arkalarını dayadıkları bu taşa arka taş, diyorlarmış. Arkadaşlıkta buradan ortaya çıkmıştır. Yani güvenebileceğin, arkanı rahatlıkla dönebileceğin, gözün arkada kalmayacak sağlam bir duvardır.
İnsanlar sosyal bir varlık olarak yalnız yaşayamaz. Sürekli olarak etkileşim içinde olacak birilerine ihtiyaç duyar. İşte bu noktada arkadaşlık insanlık için büyük bir sığınaktır. Arkadaşlık nedir sorusu her insanın sahip olduğu kültür, inanç ve yaşadığı duygusal atmosfere göre farklılık arz eder.
İhanete uğrayan birisi için arkadaşlık, sadakattir. Sorunlarının ağırlığı karşısında yalnız bırakılan için, paylaşımdır. Yanlışları göz ardı edilerek sürekli pohpohlanan için, yağcılıktır. Sıkıntısının anlaşılmadığına kanaat getiren için empati kurabilmektir. Aranmayan ve sorulmayan birisi için farkında olunmaktır. Bu tanımları çoğaltmamız mümkündür. Bunların hepsinde ortak nokta yanında olmasıdır. Yani arkadaş her zaman yanında olabilendir. Bununla ilgili çok güzel bir yaşam hikâyesi anlatılır;
Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu.
— Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?
“Delirdin mi? der gibi baktı teğmen.
— Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma Asker ısrar etti. Teğmen:
Peki… Git o zaman…
İnanılması güç bir mucize… Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu, sırtına aldı koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan askere döndü:
—Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş dedi teğmen.
“Değdi teğmenim” dedi asker.
-Nasıl değdi?” dedi teğmen.
– Bu adam ölmüş görmüyor musun?
– Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı teğmene:
– “Geleceğini biliyordum !” demişti arkadaşı… “Geleceğini biliyordum !”
İşte arkadaşlık ölümüne sevmek ve yanında olabilmektir. İnancını yanlış çıkartmamaktır. Bunun yanı sıra arkadaş şemsiye olmalıdır. Yani kötülüklere, olumsuzluklara karşı bizi koruyan ve zararlı alışkanlıkları engelleyen bir şemsiye olmalıdır. Arkadaş, kötü ve zararlı davranışlarda, alışkanlıklarda paylaşım demek değildir. Şayet bizi pozitif düşüncelerden negatif duygulara sürüklüyorsa birisi o bizim arkadaşımız olamaz. Akrepleşmiş insanlar mutlaka zehrini akıtacaktır. O halde akrep arkadaşlardan kaçınmak gerekir. Akrep ve fare arkadaşlık insanı kötülüğe doğru sinsice sürükleyen iki kötü yoldaştır. Çünkü akrep zehirlidir, fare de sinsidir. Nasıl ki fare bir yeri kemirirken orayı uyuşturarak, farkında olmamızı engelliyorsa, fare arkadaşta bizi kötülüğe farkında olmadan yavaş yavaş sürükler.
İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar. Arkadaşlık ihanete kör, vefaya uyanık olmaktır. Hatırlamadığınız ve hatırlanmadığınız arkadaşlıklar sadece zaman ve şartlarla sınırlı günübirlik birlikteliklerden farksızdır. Çünkü o zaman vefa ölmüş, arkadaşlık bitmiştir. Arkadaş, sadece işimiz düştüğünde aradığımız birisi olursa, pragmatist bir mantığın sahibi olduğumuzu unutmayalım. Çünkü arkadaş sadece iş görücü değildir. İş görendir ama sadece işimiz düştüğünde hatırladığımız olmamalıdır. Vefa, duygularda sadakat ve sevgide devamlılıktır. İşte arkadaşlık, duygularda sadakat, sevgide içtenlik ve bağlılıkta daim olmaktır.
