Proje Koordinatörü - Köşe Yazarı

Etiket: Ahlak

Güvenmek

Güvenmek, bir kişiye inanmak ve şüphe etmemektir. Ondan emin olmak ve bunu gerektiğinde uygulamaya koymaktır. Bir insanın tanınması, düşüncelerin ve yargıların derlenip toplanmasıdır. Bir insana yanlış yapmamaktır. Aynanın bizim tarafımızdaki kısmı ve bir iyi niyet göstergesidir.
Tırmanılan ağaçta rastlanılan sağlam dal, sudan geçerken basılan sallanmayan taştır. Sevgiyle hep beraber giden ve dostluğun boynuna geçirilen bir çelenktir. Bazısı için ise bir güç, beraberinde hayatın içersin de başarılı olmak için insanın kendisiyle bir bütün olması ve var olduğuna inanmasıdır. Herkes sırtını döndüğünde sana, onun sırtını dönmeyeceğini bilebilmektir. Bir öğretmenin öğrencilerine öğrettiği konuyu yapar demesi, insanın başarılı olmasıdır. Rahatlatan bir duygu ve beklentidir.
Güvendiğin dağlara kar yağdığında karlı yollardan ılıman bir limana gitmek zorunda hissedersin kendini, oysa kar doğallığı, huzuru ve saflığı beraberinde getirir.İnsanoğlu güvenmek ister çünkü doğasında vardır. Bir insana nasıl güvenilir? Açık sözlü olmasını, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olmasını isteriz. Karşılaştığımız güvensiz ya da güvenemediğimiz insanlar, belki de kendilerine güvenleri olmayanlardır. Nasıl güven versinler ki. Bir o kadar da zordur yeni insanlara kapılarımızı açmak. İnsanlar birbirine güvenmek ister oysa güveninin kaybedilmesinde yalan ve samimiyetsizlik bulunmaktadır. Eğer insan verdiği sözlerin arkasında durmuyorsa orda güvensizlik başlar. Unutmamalıdır ki güven insanın içinden gelir. İdeal olan da herkesin birbirine güvenmesidir.
Hayatın her alanında güvenmenin rolü vardır: Yazar kalemine, mühendis hesabına, şoför frenine, piyanist parmaklarına… Güvenmek zorundadır.
Tarihsel süreç göstermiştir ki, anamalcı sistemin yapısından kaynaklanan istikrarsızlık, eşitsizlik, daha çok kazanma hırsı ve kafa karışıklığı sorunları nedeniyle kişinin kendini tek başına güvende hissetmesi mümkün değildir.
İnsanlarımızın huzurlu bir şekilde yaşaması, yaşamlarının güvence altına alınması ile mümkündür. Türk insanı güvenmeyi hayat tarzı yapmıştır. Bu nedenle hayatın en önemli öğesi güvenmektir.
Türkiye’nin aydınlanması, Türkiye’nin bağımsız, saygın bir ülke olarak yaşamasının güvencesidir. Birey olarak bizlere güven duygusuyla ilgili olarak çok şey düşmektedir. Birey olarak güvenmeli ve inanmalıyız. Göreceksiniz ki böylelikle hayatımız daha güzel olacaktır. Daha mutlu ve mesut olacağız.

İnsan olmak ne kadar zor.

İnsan olmak ne kadar zor. Bu sabah saat 5.30 da kalkarken yine aynısını düşünüyordum ” yahu insan olmak ne kadar zor. ” Halbuki zorun daha ne kadarını görmüştüm ki. Ama biliyordum bir şeylerin bu yolda zor olduğunu. Zordu işte bildiğim. Kadın ve erkek diye ikiye ayırmak ne kadar saçmaysa, yahu insan olmak kolay iş demek de o kadar saçmaydı. İşimiz zordu. Sadece bazen işimizi yoluna koyan küçük küçük mucizeler çıkıyordu karşımıza, tabii bataklıkları geçebilirsek.

Ama mucizelere, küçük mutluluklara inanmak sabahın 5’in de, öğlenin 1’inde de, akşamın 9’unda da aynıydı. İnanmak önemliydi galiba. İnsanın biraz arkasına yaslanması ” yahu insan olmak ne kadar zor. ” dememek için önemliydi. İnsan her yeni gün, hep bir deneyim çizgisi daha ekliyor hayatına. Deneyimsiz gün geçmiyor, hiç bir günümüz boş geçmiyor aslında. Sürekli sınanıyoruz. İster bir askeri uğurlarken sınıyor bizi hayat, isterse bir huzur evinde sana bakan yüzlerce çift gözün önünde sınıyor seni, arkadaşlarının, çeşitli insanların oluşturduğu kalabalığın içinde yalnız hissettiğin zaman sınıyor, birini kaybetme korkusu taşıdığın zaman sınıyor ya da çok saçmasından Facebook başında bile sınanıyorsun. ” Hayır, bakmayacağım. Görmek istemiyorum. ” derken sınanıyorsun, kendini açıklarken sınanıyorsun aslında. Ve önemlisi hayatına şöyle baktığında fark ettiğin onlarca detaydan kafanı kaldırdığın anda sınanıyorsun galiba. Ağlarken, gülerken, bekleyip görürken ve esasında tanırken sınanıyorsun. Sınandığın için insan olmak zor. Çünkü bazen bu sınanma sınavı ağır koşullar altında yapılıyor. Bazen ağlamak zorundasın, hatta bazen de ağlamak isteyip içinde bastırmak zorundasın aslında. İnsan olmak zor evet ama sen zoru başarmak zorundasın işte.

Bunu neden yazdım? Bilmiyorum. Bunu yazmış olmamın içinde bir cevabı yok. Bu bir mutsuzluk veya mutluluğa dair bir yazı da değil. Bu yazı kategorileşemeyecek kadar bilmediğim bir yazı. Belki de yine bir iç konuşma. Farkında değilim. Sadece iki haftadır, oturduğum yerden bakıyorum hatta bazen aralarına karışıyorum ve fark ediyorum insanlar sınanıyor, biz sınanıyoruz. Çok ufak, gözümüzü kapattığımız detaylarda bile sınandığımızı fark ettim ve dedim ” insan olmak zor işte ” . Galiba sadece bunun için yazdım.

Sınanmak iyi mi kötümü bilemiyorum. İnsanlar niçin sınansın ki. İnsanı sınamanın ne gereği var ki. Evet insanlar sınanmamalıdır. Tabi ki karşısındaki kişilerde kendisini sınatacak konuma sokmamalıdır. Ben hayatta insanları ne sınamak nede başkaları beni sınasın istiyorum. Bunun yerine daha insani değerler üzerinde iletişim kurarak birbirimizi anlamak istiyorum. Bu nedenle insan olmak gerçekten çok zor. İnsanlar sadece birbirini sınıyor bunu anlamak zaten imkansız.

Kim Kazandı ve hala kazanıyor? Kim Kazanacak!…

Bizler, kısmen cahil kısmen olgunlaşmış, bazen bilgili ve bazen de iş bilmez olan gençleriz…

Ne zaman bir yerde bir şey olsa gençler hemen öne sürülür ve kalabalıklar oluşturulur, propagandalar yapılır, güç gösterileri sergilenir… bunları yaparken hep gençler ön saflarda yer alır… Burada kazandıkları tamamen deneyimdir; yediği kazıklarla birlikte…

Sonraki saflarda kimler mi yer alır? Fanatikler yer alır; oradaki kişiler körü körüne savunuculuk yapar ve mevcut bulunduğu zümreyi körü körüne savunur. Genelde neden ya da niçin sorularını kendilerine sormadan!

Fark etmezler ki her zaman en fazla kaybeden kesim onlardır.

Bir sonraki safları öyle olsun böyle olsun diyen kişiler dolduruyor! Bu kişiler, sözde devletler kurtarıyor ve sözde hep doğruları biliyorlar. Bu onlara ne kazandırıyor ben de bilmiyorum umarım kazançları vardır…

Bir sonraki safları ise ilgisiz bilgisiz kişiler: “Aman ya Bana ne?” diyen kişiler oluşturuyor. Bu kişiler her şeyden kendilerini uzakta tutmaya çalışan ve korkan kişiler. Bazen de önemini kavrayamamış kişilerden oluşuyor. Kazandıkları yorumsuz kalma ve görmezlikten gelme duygularını geliştiriyorlar…

En arka saflarında bu ülkenin en kazançlı olanları yer alıyor. Siyasetten kazanan, ekonomik yönde kazanan hiç fark etmez hep kazanan kişiler yer alıyor bu saflarda. Kim mi bunlar? MENFAATÇİLER!

MENFAATÇİLERİ her yerde, her alanda, her meslekte, her görevde görmeniz doğaldır… Bu vatandaşlar kazanmak için her şeyi yapabilirler.

Neler mi yaparlar?

Dolandırırlar, soyarlar, kandırırlar, çalarlar, bölerler…

Yani kendi çıkarları için her şeyi yapabilirler. Bugün görüldüğü gibi..

Bakıyorum sağa sola birileri federalleşmekten bahsederken birileri Kürtlük-Türklük kavgaları çıkarıyor… Birileri Dış siyasette bağımlıyız derken, birileri özgürlükler sınır tanımaz diyor… Bizleri o kadar çok bölüyorlar, dolandırıyorlar ve kandırıyorlar ki bizlerde körü körüne izliyor ve yorumsuz kalıyoruz… Şaşıyorum bu duruma.

Federal olalım diyenleri kullanan MENFAATÇİLER; o bölgelerin nimetlerinde ( halklarını sömürmek, doğal kaynaklarını çalmak, kültürlerini yozlaştırmak) asıl gözleri. Hırs gözlerini boyadığı için.

“Dış siyaset ve Özgürlükler yok!” dediren MENFAATÇİLER de birliğimize; dirliğimize yani aile kavramımızın üzerine oynuyorlar… O kadar çok oyun var ki saymakla bitmez… Örneğin “Aptal Kutu”ları ( Televizyon ) her gün yeni bir uyuşturma yöntemi ile milyonları başına kilitliyor.

Biz bunlarla uğraşırken asıl temeldeki problemimizi birçok değerimizi yitiriyoruz… Neleri mi yitiriyoruz? Bazılarını sıralayalım:

Aile kültürümüzü,

– Saygımızı,

– Güven duygumuzu,

– Yardımlaşmaları,

– Gülmeyi,

– Eğlenmeyi

– Konuşmayı,

– Üretmeyi

Yani insan olmayı unutuyoruz…

Biz insanlık değerlerimizi unuturken MENFAATÇİLERE kazandırmaya devam ediyoruz.

Bizim birçok problemimiz var asıl uğraşmamız gereken; ama bir şekilde MENFAATÇİLER bize bunları unutturuyor neleri mi unutturuyor? Biraz onlardan bahsedelim..

– Eğitim problemleri,

– İşsizlik

– Sağlık

– Araştırma

– Toprak bilinci

Yani temelde insanların ihtiyacı olan şeyleri unutturuyorlar…

MENFAATÇİLER ne yapar bilmem ama artık gözümüzü açmak gerekiyor

Ve “ARTIK DUR!” demek gerekiyor. Durdurmak gerekiyor. Bu bölünmeler bu yaşananlar bizi iyi yerlere götürmüyor.

Ben ne mi istiyorum?

Çerkezlerle dost olmak isterken, Romanlarla iş yapmak istiyorum,

Kürtlerle dertleşirken, Lazlara misafir olmak istiyorum,

Alevilerle sohbet ederken, Yörüklerle yemek yemek istiyorum…

Çok şey istemiyorum sanırım…

Bu ülkenin kamburu olan bu MENFAATÇİLERİN artık görevlerini bırakmalarını istiyorum.

Kazandıklarının, böldüklerinin yettiğine inanıyorum…

AAAAA UNUTTUM!.. Bir Saf daha var; her şeyi görebilen her şeyi bilen bu toplumun aydını olan kişilerin oluşturduğu bir saf bu,

bu safları kim mi oluşturuyor ?

Çiftçi Ahmet Abi,

Boyacı Aydın

Kürt Buket

Balıkçı Samet

Laz Çağlar

Demokrat Mehmet

İmam Abdurrahman

Çağdaş Fatoş

İş kadını Nimet

Memur Çağla

Öğrenci Kağan

STK’cı Engin,

Alevi Erhan,

Sanatçı Bora, 

ve…..Elvanlar, Muratlar, Fahrettinler, Zekeriyalar, Fuldenler, İlyaslar, Doğanlar, Cüneytler, Sinemler, Yusuflar, Kerimler, Enesler, Muhammetler, Eserler, Özgünler, Fatmalar, Sametler, Metinler, Süleymanlar, Faruklar….. ve ve ve…..

Bu liste o kadar uzun ki… Artık bu vatanseverler öncelikle yaptıkları işleri en iyi şekilde yaparken bir de bu MENFAATÇİLERLE mücadele ediyor. Artık MENFAATÇİLERE bulundukları alanlardan “dur!” diyor…

Artık silkin ve kendine gel! Ve gör kendimizden vereceğimiz hiçbir şey kalmadı.

Ayağa kalk ve de ki MENFAATÇİLERE “Artık Dur!”…

“Kim mi Kazanacak?” diye soruyorsunuz… Tabiî ki Doğruluktan, dürüstlükten, çalışkanlıktan, paylaşmaktan ÖDÜN VERMEYEN BİZLER KAZANACAĞIZ…

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén